Sevilmemişlerin Torunları

 

Kim bunlar?
Sevilmemiş olan kim? Kim sevmemiş?
Niye sevmemiş? Ne zaman sevilmemiş,
bu sevilmeyenler?

Bunun kendini tanı ile alakası nedir? Hem kendini tanı ne demek yahu?
Insan kendini bilmez mi?
Tanımaz mı?
Her gün yıllardır aynada gördüğü kişi işte?
Suratının en küçük kıvrışıklarına kadar, kendini tanıyan insan var. Bakarım aynaya, görürüm kendimi ve tanıdım gitti arkadaş.
Ben buyum.
Ne polemik yaratılıyor burada anlamadım.

Ayna.
Ayna dendi.
Ayna bu yazı da büyük rol alacak.
Daha doğrusu yansıma. Yansımayı ayna yapar.

Sevmek sevilmek.
Sevilmeden insan, sevemiyor. Ilk evvela sevilmesi gerek.

Gerci bebe de ki ben yazısında ilk aktif sevmeyi gerçekleştiren dünyaya gelen bebenin kendisi dedik. Çünkü bu sevginin temeli ruhani alemden başlar.
Bu yazı da ise daha fazla sevginin dünyamızda ki etkileşimine yöneleceğiz.
Mekanizmasına.

Sevilmemişlerin torunu mu?
Amacın ne?

Amacımız umarım yazının sonunda berrak bir şekilde ortaya çıkar. Düşünebilen beyinler için. Sayfa zaten sadece ve sadece derin düşünceye eğilimi olan bilinçler için hazırlanmıştır. Ve yeni nesiller için.

Konuya eski yunan mitolojisinden girelim.
Bunu çok basit bir şekilde sunacağım, şimdi kimse kafasını çevirip gözlerini yukarı kaydırmasın.
Konsantreli kalalım lütfen.

Avcı Narkissos.
Nehir tanrısı Kephissosun ve  Leiriope’nin çok güzel oğlu Narkissos.
Narkissos’u sevmeyen, teklif etmeyen yoktu çünkü çok alımlı idi. Dişisi de erkeği de ona hayrandı.
Oysa o kimsenin teklifini kabul etmez, kendine kimseyi laik görmez, sevmezdi.
Kendisi, kendini de sevmezdi. Mutsuzdu.
Arkadaşlar şimdi püf noktaya yaklaşıyoruz.

Bir gün Narkissos avda iken, bir göle eğilip, gölde kendi yansımasını görür.
Yansıma çok güzeldir. Aşık olur.
Kendine aşık olur ama tam doğrusu yansımasına aşık olur.

Narsisizm.
Yazının öz konusu budur.

Narkissos, yansımasına aşık olur ve sever, kendini değil.
Yansımanın  yanından ayrılamaz, Ulaşamazda. Yansıma uğruna orada ölür.
Budur, yazının öz cümlesi de budur.

Şimdi bu ne demek?

Kendini beğenmiş diye anlatılır basitçe. Bu tam doğru değildir işte.
Kendinin yansımasını beğenir kendini beğenmiş insanlar.

Şöyle ki;
Kendini beğenmiş insanı ancak, ortaya koyduğu fiiller ve hallerin başka insanlar tarafından güzel bulunması, sevilmesi onu mutlu eder. Yaptıklarının yansımasını diğer insanlarda izler, gözler.
Tatminliğini burada arar ve bulur.
Bu yansımalar onu, ne kadar mükemmel, ne kadar kusursuz ne kadar güzel gösterir ise, bu onu o derecede tatmin eder.
Sevgiye olan  ihtiyacının, tazminatını buradan sağlar narsis. Kendini sevemenin telafisi burada karşılık bulur.
Sevgi boşluğunu bu şekil doldurur.

Şimdi kendini sevemeyen insanlar bu sevgi ihtiyacını başka insanların beğenisinden sömürür.

Diğer insanlarda oluşan, yada oluşturduğu yansıma onun için, yaşamak yada ölmek kadar vahimdir.

Insanın, kendisi kendi olduğu için, kendini sevmesi.
Normal olan bu.
Kendine değer vermesi.
Burada egoistlik değil söz konusu. O bambaşka bir hikaye.

Bir örnek.
Bu örnek sert gibi duracak ama gerçekcidir;
Narsis bir anne.
Şimdi narsis anne çocukları ile misafirliğe gittiğinde, ister ki çocukları uslu dursun, yaramazlık yapmasın yani kısaca, mükemmel eğitildikleri belli olsun.
Eğiten kim? Anne.

Çünkü ne olacak?

Olan şu:
Şimdi çocuklarını gören kişiler diyecekler ki: Aman Allahım ne uslu ne akıllı ne terbiyeli çocuklar bunlar. Mum gibi 3 saattir yerinden kıpırdamadılar, hele hele hiç ses çıkarmadılar. Bunların annesi ne kadar başarılı bir anne yahu..helal vallahi. Çok güzel çocukları eğitmiş, yetiştirmiş ne mükemmel bir anne yahu.

Şimdi burası narsis annenin dünya da ki cennetidir.

Şimdi bu anneye gelen yansımalar çok hoş. Narsis anne bu tür iltifatları duydukça, yani karşısında ki onun mükemmelliğini ve başarısını dillendirdikçe mutlu olur.
Positif yansımaların sömürgesidir bu yaptığı.

Oysa,

Narsis anne için, çocukları farklı birer varlık değildirler. Onlar için evlatları, kendinden bir parçadır. Ayrı bir insan olarak görmez, göremez. Sanki elleri kolları yada ne bilim bacakları gibi kendinden bir parça olarak görür. Benim malım, ister döver ister severim anlayışı.
Benim malım anlayışı.
Zaten narsis anne çocuklarını sevmez, sevemez. Onları sadece kontrol ve manupüle eder. Oysa çocuklar ise bunu sevgi zan ederler. Bu kontrol ilgisini çocuklar annemiz bizi seviyor zan ederler.
Narsis anne de zaten bunu ima eder, inandırır.


Çocuklar 2 ve 5 yaşında diyelim. Bu yaşlarda ki çocuklar yerinde duramaz. Merak vardır, ilgi vardır, keşif etme iç güdüsü çok güçlüdür, oynamak, bakmak, ellemek, hareket ister.. Yani çocuktur senin anlayacağın. Ve çocukların bu hallerini yaşayabilmeleri de en doğal hakkı ve ihtiyaçlarıdır.

Misafirliğin birkaç saat evveline gidelim.
Şimdi misafirliğe gitmeden evvel çocuklara tembih eder, mum gibi olacaksınız. Sonra tutar, çocuklardan birine şiddet uygular yada başka şekilde korkutur çocukları, manupule eder,
hatırlatır..

– ki birazdan misafirlikte kesinlikle hiç biri yanlış bir hareket yapmasın. Masada ki bisküvilere uzanmasın.
Mum olsun sanki heykel.
Eğer çocuk masada ki bisküviye uzanırsa var ya..
Bu narsis bir anne için ölümden beterdir. Hele hele bulundukları yerdeki kişilerden biri de bunu fark edip yüz büzerse var ya..
Bu yüz ifadesi narsis insanın peşinde olduğu değerdir.
Yani, çocuk ne kadar terbiyesiz bisküvilere uzandı, şeklinde bir yüz ifadesi ve bunu narisis anne görürse var ya..
Vay haline o çocuğun. Çoğu zaman birebir tepkilerini yaşatmazlar çocuklara ama acısını çıkarırlar.
Çocuğa bir türlü sıkıntı yaşatır oysa çocuk bilmez neden, niye. Ama yaşar.
Bilmeside narsis anne için önemli değildir. Yaşaması önemlidir.
Hiç acımadan.
Empatisiz.
Bunu o çocuktan çıkarır. O çocuklar insan değildir, ayrı bir insan değildirler. Onlar onun kendi bir parçasıdır ve buna göre de gaddar olabilirler. Çocuk bunları bilmez anlamaz. Çocukları ömür boyu kendilerine bağlamak için manupüle ederler.
Narsis bir annenin çocukları, annelerinin gerçek yüzlerini hiç göremezler.
Hiç.

Kız çocukları.
Anneden evlatlara geçtiği için narsislik, ileride anne olan kız çocukları bunu içgüdüsel olarak çözer ve aynısını kendi evlatlarına uygularlar.

Bir çocuk, anne ve babasının, kendisidir.

Işte o zaman kız çocukları annelerini bilirler, çünkü kendileri de öyledir artık. Erkek evlatlar bilemez.
Bu duruş açısıyla bilmez ama erkek çocukta narsistir.

Kısaca yeri gelmişken şu temel cümleyi belirtelim:
Narsis annenin çocukları da narsis olur.
Ve narsisliğin iki temel ana yönü vardır. Burada oraya hiç girmeyeceğiz.

Bu ebeveynlerden miras alınan bir kişilik bozukluğudur. Nesilden nesile devredilen.
Burada mağdur olan hem Anne hem çocuktur.
Burada suçlu yoktur.
Taa ki neslin biri olayı fark edip durdurana kadar devam eder.
Gerçi,
bunun toplumun refahlığı ve eğitim durumu ile olan alakası da, yüksektir.


Herşey derecedir.
Tam cesur yada tam korkak yoktur.
Narsizm de öyle.

Burada konu ile alakalı iyi haberi size şimdiden vermek isterim.
Bu aslen çok iyi bir haber.

Tıp da narsislik kişilik bozukluğu diye geçer.
Hastalık değildir.
O tür bir kişilik bozukluğu ki, aslen kısa zamanda tedavisi yada düzeltilmesi mümkündür. Iyi haber de bu işte.
Burada ki çok çok önemli nokta ise, ancak narsisliğin ne olduğunu zararlarını kavrayıp, nerden gelmiş nereye gidiyor ve neyin nesidir ve kendin de olan narsis tavırları anlayıp, görüp itiraf edebiliyorsa, değişebilir. Hatta çok uzun sürmeden değişebilir.
Ve onun etrafında ki insanlar yeniden doğar.

Işte ama, itiraf da narsisin en büyük düşmanıdır.

Patlak teker.
Patlak teker işlevini hakkı ile yerine getiremez.
Patlak teker, sağlam tekerlerden bi haber ise kendini mükemmel zan eder.
Tüm realitesini bu zan üzerine kurar ve ona göre yol alır.
Ağır yada hiç.
Oysa, biri gelip onun resmini çizer ve sen busun der ise ve bu resme bakarak patlak teker kendini tanır ise..
evet kendini tanı formülünden selam var burada arkadaşlar..
kendini görüp defolu olduğunu anlayıp yama yaptırmaya giderse, sağlam teker olur.
Daha hızlı yol alır çünkü bu kendini tanımanın getirdiği avantajdır.
Sağlam teker.

Nereden bulaşıyor bu narsislik?

Sonuçta;
Narkissos çoktan çocuksuz öldü ve öldüğü yerde nergiz çiçeği bitti.

Bebe.
Yine çok şey bebe de başlıyor.
Bir bebenin yani insanın, dünyaya geldiğinde ilk zamanlar sevilmesi gerekiyor.
Öle böle cart curt sevilmesi değil.
Yanından geçerken bi seveyim değil.
Dinamik gelişen ve yaşanan bir sevgi.

Sevmek sevilmek.
Sevilmeden insan, sevemiyor. Ilk evvela sevilmesi gerek.

O bebe, o bebe olduğu için sevilmesi gerekiyor. O minik insan, kendisi kendi olduğu için sevildiğini his etmesi gerekiyor.

Alla alla bütün bebeler sevilir ne diyon sen – değil.
Sen sensin diye sevmelisin o bebeyi.
Sen iyi ki aramıza geldin, hoş geldin yavrum,
seni bekledik seni çok özledik, nihayet geldin
–  diyerek sevmelisin.

Sana bütün bildiklerimi vereceyim, diye sevmelisin.
Benden daha iyi insan bir olacaksın, benden daha başarılı bir birey olacaksın, benden daha mutlu olacaksın yavrum,
seni sensin diye seviyorum,
canımsım cananımsın
– diye sevmelisin.

Yeni arabanı sevdiğin gibi değil. Ben aldım, ben başardım, benim. Gıcır gıcır. Pırıl pırıl, kimin arabasıdır bee….yeyt!
Ister dizel koyarım ister benzin, benim arabam
– sevdiğin gibi değil!

Arkadaşlar bu çok önemli. Bebe bunu his ediyor, emiyor adeta.
Bebe için bu iki yöneliş arasında dağlar kadar fark var.

Arkadaşlar, örnek olarak anne üzerinden gittik ama bu toplumun her kesiminde ki bireyde olabilen bir bozukluktur.
Bu bende de olan bir şey di. Di derken, tamamen sıyrılabilmiş olduğumu düşünmüyorum açıkcası.
Defoluyum.

Şimdi
Bu mesela, özür dileyeceğine, ölmeyi seçebilecek insanların da hikayesidir.
Özür dilediği an, o narsis kişi,
oluşturduğu kusursuz yansımasın da bir kusur itiraf etmiş olur.
Yansıması kusurludur.
Kusurlu yansımayı ama kabul etmez çünkü en yücesidir.
O kusursuz yansıma için yaşar.

Yalan konuşabilir, iftira atabilir, kızabilir, şiddet uygulayabilir, kaçabilir ama yansımasına kusur kabul edemez.
Özür dilemez.
Dileyemez.
Defoludur ve bu halin mağdurudur aslen.
Yada örneğin; bilmiyorum diyemez.
Bilmiyorum diyemeyen insan narsis insandır.

Bak arkadaşım hayatında bir olayı ilk defa gördü isen, hiç bir fikrin yoksa, yepyeni bişi ise..
Bilmiyorum bu benim için yeni diyeceksin. Diyemez isen kişiliğin bozuktur.
Seninle yola çıkılmaz işte.

Bunun Türkçesi KIBIR dir arkadaşlar.
Kibir denilen şey budur. Kibir budur.
Kibir tasavvufi yönü ile gizli şirktir. Bu ise ayrı bir pencerenin ayrı bir derinliği.
Şunu bilsek yeter;
Yansımaya tapmaktır kibir.

Gurur ise kibir ile kardeştir.
Ancak senin kendi eforun ile oluşmuş bir şey için gururlu olma hakkın var.
Başka yok!

Sevildi ise sevebiliyor.
Sevgi üretebiliyor.
Kontrol edildi ise, sevemiyor.
Sevgi üretemiyor.

Hokus Pokus Zimzala Bim:   Al buyur sana narsis birey.

Devam edelim.
Dedelerimizin babalarının ataları Padişahları bilirlerdi.

Evet evet doğru his ediyorsunuz.
Bütün suç Padişahların!

Birinci bölüm sonu…

 

hepyeşil

bir fidan idim durakladım duraklandım bir fidanım yoldayım

Sevilmemişlerin Torunları” için bir yorum

  • 17. Aralık 2018 tarihinde, saat 23:45
    Permalink

    Arkadaş, yazı biraz uzun olmamış mı?

    Yanıtla

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: